Güney Tenerife

Map: 
Navionics Yükleniyor

Bugün Teide Milli Parkı ve adanın güneyini gezmeye niyetliyiz. 


Teide dağı ve etrafındaki volkanik yapıdan oluşan Teide Mili Parkı adanın tam göbeğinde kocaman bir alana yayılmış. Teide dağının zirvesi 3718 metre ile tüm İspanya’nın en yüksek noktası. Burası ayrıca tüm Atlantik adalarında en yüksek rakıma sahip yer. Okyanus tabanından ölçülürse de dünyanın dördüncü büyük volkanı olarak geçiyor Teide. Aktif bir volkan. En son 1909’da faaliyet göstermiş. Dağın 3555 metresine kadar teleferik ile çıkma imkanı var ve 1 saatlik bir gezme süresi tanıyorlar size bu seviyede. Ama illa bi 163 metre daha tırmanacağım, zirveyi göreceğim diyorsanız bunun için tırmanış izni almanız gerekiyor. İzinler on-line ve ücretsiz. Hem güvenlik, hem de doğal çevreyi korumak için sınırlı sayıda insan girişini kontrol etmek için böyle bir izin sistemi kurulmuş. Ama öyle yer bulmak kolay değil maalesef! Biz Ekim ortası gibi baktığımızda Ekim ayı için hiç boş yer yoktu, Kasım’da vardı ancak. Ki kovide rağmen. Eğer zirve yapmaya niyetliyseniz, normal bir turistik sezonda 3-4 ay öncesinden bu izni almanız tavsiye ediliyor. Biz yer bulsaydık zirve yapar mıydık bu hamlıkla bilmiyorum, ama zaten yer olmadığı için 3555 metrede 1 saat dolanmak ile yetineceğiz mecbur:))


Bu arada teleferik biletlerini de on-line alıyorsunuz. Son bir saate kadar sizin tarafınızda bir aksilik olursa ücretsiz iade ve değiştirme opsiyonu da sunmuşlar. Biz bir gün önceden 11:20 teleferiği için alıyoruz biletimizi. Sabah 9.30 gibi de düşüyoruz yola. Ama bir şekilde evdeki hesap çarşıya uymuyor! Ya ucu ucuna yetişeceğiz, ya da yetişemeyeceğiz. Hemen sundukları opsiyonunu kullanıp telefondan değiştiriyoruz biletimizi. 13:30 teleferiği uygun görünüyor, çok kolay bir operasyonla  ona kaydırıyoruz rezervasyonu. Şimdi öncesinde biraz zaman da kaldığına göre Cem hemen gözünü haritadaki solucan gibi kıvrılan virajlı ara yollara çeviriyor. En çok kıvrılana giriyoruz tabii ki ve evet Cem’in “Virajlı yol pişman etmez!” düsturu burada da yanıltmıyor:)) İlk önce bir iki kasaba geçiyoruz, biraz sanayi kasabası tipinde, sonra çam ağaçlarının arasından devam eden harika bir orman yoluna giriyoruz. Galiba popüler bir bisikletçi rotası, arabadan çok bisikletçilerle karşılaşıyoruz yolda. En son parka girmeden ufak bir kasabada bir kahve molası veriyoruz.


Sonra yola devam. Teleferiğin taban istasyonu 2356 metre seviyesinde. Neyse ki yere yakın mesafede ilerliyor alet, ama her istasyon geçişinde bir hopluyor içiniz! Çok uzun değil, 10 dakika falan sürüyor tırmanış. Yukarıda 3555 metrede sizi ilk karşılayan şey güneşe rağmen soğuk hava, 4-5 derece. Bileti alırken okumuştuk, bu konuda uyarı vardı, o nedenle tedarikliyiz. Çok kozmopolit bir ekip çıkıyor yukarıya, profesyonel kıyafetliler, bizim gibi tedbirliler, bir de şort, t-shirt ve terlikliler:)) Bu son gruptan birine Cem yürüyüş esnasında laf atıyor, Kanada’dan falan olmalısınız diye, İskoç’muş. Orası da fena sayılmaz tabii:))


Yukarısı gerçekten etkileyici. Güzel, rahat bir yürüyüş yolu yapmışlar zirvenin etrafında dönen. Bulutların üzerinde yürüyorsunuz. Buradan ikinci büyük zirve olan Pico Viejo kraterini görebiliyorsunuz rahatlıkla. Zaman zaman da sülfür kokuları geliyor etraftan burnunuza. Bir saat yeterli geliyor bu tur için, iyi hesaplamışlar. Sonra dönüş teleferiğine binip, aşağıya iniyoruz. 


Aşağıda da patlamalar esnasında oluşmuş kayalar ve donmuş lavın oluşturduğu çeşitli enteresan görüntüler var. Bu arada eğer illa zirveye çıkacağım ama izin için bekleyecek vaktim yok diyorsanız tırmanışınızı ilk teleferik saati olan 9.00’a kadar bitirme şartı ile izinsiz de mümkünmüş bu iş. Ama onun için çokkk erken vakit yola düşmek lazım. Bunu tercih edenlere kolaylık olsun diye milli parkın içinde iki otel yapmışlar. Orada geceleyip, ertesi sabah erkenden tırmanışı yapabilirsiniz yani. 


 


Aşağıyı da biraz dolandıktan sonra Masca kasabasına doğru yola düşüyoruz. Masca adanın ilk yerleşim yerlerinden. İspanyol istilası öncesine uzanıyor tarihçesi. Kasabayı enteresan kılan temel şey ise konumu. Koca bir vadinin içine gizlenmiş bir dağ kasabası. Okuduğumuz yorumlarda yoldan yakınanlar olmuştu, çok virajlı, korkunç diye. Yaa abartıyorlar mı acaba derken, ilerledikçe hak vermeye başlıyoruz bu yorumlara. Hakikaten zaman zaman ürkütücü olabilecek kadar sert virajlar var. Adrenalin seviyesini yükseltiyor insanın. Cem’in “Virajli yol pişman etmez” düstüru pek tutmuyor bu yolda:))


Kasabanın girişindeki park alanına park ediyoruz. Burası için ikinci uyarı da hırsızlık, o nedenle arabayı mutlaka kilitleyin ve içinde birşey bırakmayın yorumlarına rastladık internette. Ne kadar doğru bilmiyoruz, biz bir olumsuzluk yaşamadık. Kasaba avuç içi kadar ama hakikaten çok ilginç bir konumu var. Herhalde zamanında kimse ulaşamasın, korunaklı olsun diye seçmişler böyle bir yeri. Kasaba turumuz yarım saat içinde bitiyor. Sorun şu; açız ve buraların yemek yeme düzenine hala adapte olmuş değiliz. Restoranlar mutfaklarını kapatmışlar, neyse ki bir tanesi hemen seçerseniz pişiririz diyor. Güç bela doyuruyoruz karnımız. 


Dönüşte son durak Los Gigantes’e uğrayacağız. Yine giriyoruz dağ yollarına. Aralarda çok güzel trek rotaları da işaretlenmiş. Bu ada gördüğümüz kadarıyla yürüşcüler için de, bisikletçiler için de harika imkanlara sahip. Gün batımına doğru Los Gigantes’e ulaşıyoruz. Burası bir sahil kasabası aslında ama adından da anlaşılacağı üzere kasabanın namı etrafındaki dev gibi kayalıklardan geliyor. Manzara noktasından bakınca eğer gözünüz kasabanın keşmekeşliğine takılmaz ise ne ala, ama ne mümkün... Binalar, inşaatlar… O devasa kayaların denizle buluştuğu yerlerde oluşan manzaranın tadına varamıyorsunuz bir türlü. Eğer hava izin verirse, buraya, kayaların önüne alargaya gelelim diye düşünüyoruz Cem’le, belki öylesi daha anlamlı olacaktır. 


Artık güneşi de batırdığımıza göre, dönme zamanı. Adanın güney kıyılarında  kocaman muz bahçeleri arasından ilerliyorsunuz. Bir süre sonra otobana bağlanıyoruz, sonrası rahat. Yorucu ama güzel, dolu dolu  bir gün oldu. Yarın şuradan şuraya kıpırdamama konusunda mutabığız ama Cem’le. Bu kadar yol şimdilik yeter...



 


Add new comment