Azore'lara geçiş

Pazar sabahı makul bir saatte kalkıp kahve keyfi, kahvaltı, son 1-2 alışveriş vs yavaş yavaş hazırlanıyoruz. Şu ana kadarki yola çıkışlarımıza göre çok farklı bu tempo. Normalde hep olabildiğine erken çıkmaya çalışırız. Öğleden sonra çıkmanın en güzel tarafı, önceki akşamki uykunun hakkını verebilmek. Ne kadar herşeyi planlayıp erken bir saatte yatsanız da, o önceki gece uykusu hep yarım yamalak oluyor. Sabah kalkma stresi olmaması değişik birşeymiş.

Öğleden sonra çıkmayı tercih ediyoruz çünkü hava tahminleri sabahtan kuzey batılı. Sıkı orsa çeksek bile başlardaki açımız kötü olacak. Akşamdan itibaren ise hafif hafif doğuya dönüyor. İlk iki gün yine orsa - dar apaz arası gideceğiz, ama en azından hedefe. Çıkış saati yaklaştıkça limanı da etkileyen rüzgar artıyor, dışarıda kuzucuklar kendini göstermeye başlıyor. Biraz da karasal etki ile bu saatlerde normal. Yine de rahat etmek için yemeğimizi limanda yiyip iplerimizi 16:45'de çözüyoruz. 

Dışarda adanın etkisinden kurtulana kadar yaklaşık bir saat motorla yol almayı tercih ediyoruz. Rüzgar tam kafadan geliyor. Adanın gölgesinden çıkınca beklediğimiz yöne dönüyor ve yelkenleri açıyoruz. Ana yelken doğrudan ikinci camandanda. Cenovayı önce tam açıyoruz, ama kısa süre sonra onu da küçültüyoruz (Hatırlatalım, %106 civarında küçük bir cenova takılı zaten. %140'lık büyük cenovayı kullanmıyoruz. Sarınca, epey küçük bir flok elde ediyoruz). Günübirlik bir seyir olsa belki daha fazla yelken açıp sürate oynanabilir ama 3-4 gün tırmanacağınız zaman tekne içi konfor da önem kazanıyor. Aşırı yorgunluk kendi tehlikelerini getirebilir. Uzun gidelim, güvenli gidelim.

Tam hedefe olmasa da, güzel bir açıda oturuyor Nymphe. Saatler ve günler ilerledikçe açımız da düzeliyor. Önce dar apazda hedefi tutmaya başlıyoruz, hatta biraz üstüne gidiyoruz. İkinci akşamdan itibaren apaza dönmeye başlıyor, sonraki gün artık apazda hızlı bir seyirdeyiz. Üçüncü akşamdan itibaren havanın kalması bekleniyordu, ama bizi Çarşamba öğlene kadar götürüyor. 67 saat yelkenle yol almış oluyoruz. İlk 24 saat 5,6 knot, ikincisinde 6,5 knot, son gün de 6,1 knot ortalamayla gitmişiz. 

Zorlayıcı değil, ama yıpratıcı bir seyir oluyor. Özellikle ilk iki gün dalgalar yüksek. Kafa çok vurmuyor, ama tekne sürekli çamaşır makinesi modunda. Hiç birşey yapmak istemiyor insan. Deniz tutmasından da korkuyoruz. Tabiri caizse, malak gibi yatıyoruz. Arada rota ve trim kontrolü dışında hiç birşey yapmadan 48 saat geçirmek insanı çok sıkıyor. Sesli kitap dinlemeye çalışıyorum, ama o da on dakikada uykusunu getiriyor insanın bu ortamda. Bu uzun seyirlerde herkesin temposu/sistemi farklı, kendinize en uygun olanı biraz tecrübe ede ede buluyorsunuz zaten. Bizim için üçer saatlik nöbetler verimli çalışıyor. O üç saatte de dışarıda oturmuyoruz sürekli (özellikle istemiyorsak tabii), belirli periyotlarla alarm kurup dışarıyı kontrol ediyoruz; etrafta bir hareket var mı, rüzgarda değişiklik var mı, trim gerekli mi... Ama ne olursa olsun hep bir tilki uykusu... 

Madeiras'dan 2-3 saat uzaklıktayken bir balıkçı teknesi görüyoruz. Telsizden çağrı yapıp arkalarına sokulmamamızı rica ediyorlar. Anladığımız, irice bir ton balığı çekmeye çalışıyorlar. Ondan sonra Çarşambaya kadar bir daha yalnızca bir gemi görüyoruz. O da sadece bir yük gemisi. Ama iki tane kaçak yolcumuz var. Yolda çok sevimli geliyorlar. Arada havalanıp çevremizde tur atıyorlar filan. Hatta biri istavrit boyutunda bir balık yakalıyor. O ana kadar yakın kanka görüntüsündeki bu ikili, balık yüzünden biraz dalaşıyorlar. (Ama asıl süpriz limana girip tünedikleri güneş paneline bakınca! Bıraktıkları pislikleri temizlemek bir yarım saatimizi alacak.)

Çarşamba akşamına doğru cep telefonu kapsamına girince marinayı arıyoruz. 20:00'de geldiğimizde marinada görevli olmayacağını, istersek karantina pontonuna yanaşabileceğimizi veya doğudaki alanda alargada kalabileceğimizi söylüyorlar. Hava süt limana döndüğü için alargayı tercih ediyoruz. Kim uğraşacak koltuk moltuk... Liman mendireğinin içinde, marina mendireğinin hemen doğusuna demir atıyoruz. Burası feribot hareket alanının da dışında. Güzel bir yemek, hakedilmiş birer bira sonrası derinnnn bir uykuya yatıyoruz.

Sabah kalkıp keyif kahvemizi koyar koymaz marina görevlisi botla geliyor. Biraz asık surat, hafif azarlıyor "ben size burayı mı dedim, dışardaki koya demirlemeniz gerekiyordu" filan... O zaman daha iyi tarif etseydin! Neyse, alın demirinizi takip edin diyor... (Sonradan asık surat yerine buraların alışılmış güler yüzü ve yardımcı karakteri geri geliyor.) Karantina iskelesine bağlanıp dökümanlarımızı veriyoruz. Ve süpriz! (Ya da değil, artık heralde normali bu) Tatil!!! Yerel bir  tatilleriymiş, laboratuarın gelip gelemeyeceği belli değil. Neyse, öğleden sonra geliyorlar. Testlerin yarın sabaha çıkmasını bekliyoruz.

Harita
Harita kontrollerini kullanmak
için tıklayınız.
X
Navionics Yükleniyor
    
Add new comment
The content of this field is kept private and will not be shown publicly.

Plain text

  • No HTML tags allowed.
  • Web page addresses and email addresses turn into links automatically.
  • Lines and paragraphs break automatically.
CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Türkiye'nin en bütük şehri