Teknede Çiçek

Rengin Eğrikavuk

Teknede yaşam doğal bir süreçte minimal yaşama gerekliliğini doğuran  bir yaşam tarzı. Bir çok tekne her ne kadar maksimum verimlilikle tasarlanmış olsa da alan çok geniş değil. Rahat hareket etmek için bu alanı çok doldurmamak ve iyi düzenlemek gerekiyor. Öte yandan özellikle bizim gibi teknede uzun zaman geçiriyorsanız ve artık tekneniz bir nev’i eviniz olmuşsa sevdiğiniz bazı objeler ile orayı yuva haline getirmek, içgüdüsel olarak bir aidiyet oluşturmak istiyor insan. 

Bizde uzun yola niyetlenme, yani aslında 7/24 teknede yaşamaya niyetlenme ile beraber daha da belirginleşti bu aidiyet yaratma isteği. Dekoratif kırlentler, dayanıklı olması itibariyle mecburen tercih ettiğimiz ama sonradan çok sevdiğimiz masif ahşap bir tablo, sevdiğimiz kitaplar, daha bunlar gibi bazı kişisel/dekoratif eşyalar… Ama galiba bize en çok evimiz  hissini veren şeylerden birisi çiçekler oldu. İstanbul’dan gelirken evdeki çiçekleri sağ olsunlar Emine ve Murat’a emanet etmiştik.  Göcek’te hazırlanırken bu çiçeklenme fikri oluşunca düşündük taşındık hem sıcağa daha dayanıklı olmaları, hem de az su ihtiyacı nedeni ile sukulent / kaktüs tipi bitkilerin tekne için daha uygun olacağını kanaat getirdik. Göcek Festivali sırasında çok güzel bir çiçek standından sukulentleri aldık, kaktüsleri de (artık ne anlama geliyor bilmiyoruz:)))) sevgili dostlarımız Nükhet ve Hakan  bize yol hediyesi olarak verdiler. Marinada ya da demirdeyken tamam da, peki seyir esnasında çiçekleri nasıl koruyacağız sorusu gündeme geldi tabii bu aşamada. Onu da ailemizin mühendisi Cem çözdü; kütüphanenin dibine tam oturacak şekilde ahşap bir parça kestirip ahşabı da elimizdeki çiçeklerin saksıları girecek boyutta oydurttu, bir de güzel vernikleyince ortaya çok güzel bir çiçek tepsisi çıktı. 

Teknede bulunduğumuz sürece çiçeklerin keyfi gayet yerindeydi, hatta elimizdeki fazla bir saksıya Naxos’dan toplayıp suda filizlendirdiğimiz lavantayı diktik ve tuttu. Ancak geçen Haziran ve Temmuz’da mecburi İstanbul seferleri nedeni bir süre tekneyi kapalı bırakmak zorunda kalınca bazıları maalesef zarar gördüler. Son olarak da Eylül’de tekneyi Sicilya’da bırakıp kış için İstanbul’a dönme durumu ortaya çıkınca elimizde kalanları mecbur bırakmak zorunda kaldık teknede. Ama bu sefer içeride kapalı değil, botun içine güzelce yerleştirerek, belki bir ihtimal bu şekilde tutunabilirler ümidiyle…

Bu Temmuz’da tekneye döndüğümüzde ölmüş gözüküyorlardı. Hal böyle olunca igilenmedik bile. Hatta ayak altında durmasın diye iskelede bir kenara koyduk. Sadece Cem birşeyleri yıkarken hortumu onlara da tuttu. Ve bir süre sonra kaktüs yeşermeye, sukulent de yeni filiz vermeye başladı. Hemen bakıma aldık bu mücadeleci iki canı, topraklarını yeniledik, su verdik…şu anda keyifleri yerinde, kaktüs hemen coştu, sukulent de  tutundu toprağına. 

Bunlar iyice bir kendine gelsin, gözümüz boş saksılarda...Belki bu sefer fesleğen gibi daha sezonsal çiçekler deneriz bilmiyoruz, belki de gezdiğimiz yerlere özgü dayanıklı yeni bitki türleri, göreceğiz...