Isola Caprera

Map: 
Navionics Yükleniyor

Bu sabah da 8.00 gibi ayaktayız. Bugün gitmeyi planladığımız Maddalena Takımadaları yaklaşık 10 mil kuzeyde. Yoldaki koylara göz ata ata gideriz, beğendiğimiz bir yer olursa biraz yolda takılırız diye düşünüyoruz. Kahveleri içtikten sonra demir alıp yola düşüyoruz. Koylardaki keşmekeş biraz sakinlemiş, kalabalık biraz azalmış olsa da etrafta hala çok miktarda hareket var. 

Rüzgar kuzeyden, çok kuvvetli değil. Yelken açmaya değecek bir hava yok bu mesafe için diye karar verip motorda ağır ağır seyrediyoruz. Deniz tam bir şenlik. Gidenler, gelenler, demirlemiş olanlar, her taraftan fırlayan motor yatlar, sürat botları… uzun seyirler bile  bu kadar tetikte olmayı gerektirmiyor. Sanki ileri level bir bilgisayar oyunun içindeyiz, temel hedef çarpmamak/çarpılmamak ve bunların yarattıkları çarpışan dalgalardan çorbaya dönmüş denizde tekneyi çok sallanmadan biraz stabil tutabilmek! Bu kadar trafik çok yorucu hakikaten…

Yolda bu bölgenin merkezi olarak geçen Porto Cervo’ya uğruyoruz. Sardinya’nın kuzeybatı ucu diyebileceğimiz bir bölgede son derece korunaklı bir koya inşaa edilmiş kasaba, liman/marina. Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz 60’lı yıllarda hayata geçirilen projenin merkezi burası. Doğal bir Sardinya kasabası olmadığından mimarinin ada mimarisine çok uymadığı, daha çok rustik İtalyan mimari tarzında yapıldığı anlatılıyor okuduğumuz yazılarda. Etkileyici, insan eliyle yaratılmış lüks bir cennet…ama kalabalık. Belki buralara biraz daha sezon dışı gelinse (ki bizim covid öncesi orjinal planımız böyleydi) daha çok keyfi çıkarılabilir diye düşünüyoruz Cem’le. Bir tur atıp çıkıyoruz koydan. 

Sardinya ana karasından uzaklaştıkça biraz daha normalleşiyor trafik. Zaten çok bir yolumuz da kalmadı. La Maddalena Archipelago National Park and Marine Reserve, Korsika ile Sardinya arasında yedi tane ada ve birçok küçük adacıktan oluşan bir adalar grubu.  National Park deyince nedense insanın aklına ilk yemyeşil bir alan geliyor, aksine bayağı kayalık (granit), makilerle kaplı bir alan. Ama deniz, bu kayalar, denizin kayalarla buluştuğunda oluşturduğu görüntü çok güzel. Bu adalardan Santa Stefano 1973’ten 2008’e kadar Nato üssü olarak kullanılmış ve bu sürede bu sular nükleer denizaltılara ev sahipliği yapmış. Neyse 2008’de çeşitli tartışmalarla bitmiş bu ortaklık ve burası tamamen doğaya, Sardinya halkına bizim gibi gezginlere kalmış. 

Biz ilk Caprera adasının kuzeyinde yer alan Spiaggia di Cala Coticcio koyuna demir atıyoruz. Koy tabii ki kalabalık, artık alıştık, daha doğrusu kabullendik. Aralardan kendimize bir yer bulup döşüyoruz zinciri. Dip kum ve kaya, demir attığımız alan yaklaşık 20 metre derinlikte. Akşama koyun en az yarısının boşalacağını düşünüyoruz, o zaman daha içeride bir noktaya taşınırız belki.  

Bu arada bu bölgeye girmek için  bir miktar ödeme yapıp bir izin belgesi almanız gerekiyor. Bu internetten alışveriş, ödeme işlerinde çok iyi değiller İtalyanlar gördüğümüz kadarıyla. İnternet paketi alırken deneyimlemiştik bu sıkıntıyı. Neyse dün akşam Cem bir miktar uğraşmak zorunda kalarak ve bu sistemi kuramayana bolca saygılarını sunarak güç bela halletti online bu permit işini. Biz haftalık tercih ettik. Koya demirledikten bir iki saat sonra görevli tekne gelip  kontrol yaptılar. Öyle tek tek tekneleri gezmiyorlar ama neye göre seçiyorlarsa aradan iki tane  seçip onları denetlediler.

Saat 19.00 gibi koy boşalmaya başladı. Bu akşam menüde en sevdiklerimizden barbunya, pilav ve turşu var…ve yoğurt tabii:) İşte şimdi keyif zamanı...

Gün batarken tüm motoryatlar, günübirlik dolaşan botlar ve hatta yelkenlilerin çoğu ayrıldı. Biz en dıştaki teknelerden biri olarak kaldık, içerde boş yerler var, ama niye gidip dar alana sıkışalım diyoruz, yerimizde kalıyoruz. Şansımıza! Hava iyice kararırken iki yelkenli daha geliyor ve iki yanımıza düşüyor. İkisi de uzun süre motor çalıştırıyor. Tahminim aküleri ölü ve ancak böyle idare ediyorlar. 


Add new comment