Granada

Map: 
Navionics Yükleniyor

Sabah 9.00 gibi düşüyoruz yola. Granada Motril’e yaklaşık 51 km uzaklıkta. İlk plan El Hamra sarayını gezmek. Saray deyip geçmemek lazım, yaklaşık 4-5 bölümden oluşan koca bir kompleks, hakkını vererek gezmenin 5-6 saat sürdüğü yazıyor internette bazı yerlerde, aman rahat ayakkabı giyin uyarısı falan var!


Ben ayrı heyecanlıyım, çünkü burayı hep görmek istemiştim ama bir türlü olmamıştı daha önce, kısmette denizden gelmek varmış:) Atlantik’e çıkma planıyla buralara kadar gelen birçok yelkenci artık Cebelitarık’a bu kadar da yaklaşmışken geçiş motivasyonu ile bu bölgeyi genelde pas geçiyor takip ettiğimiz kadarıyla. Ama Andulicia denilen bu bölge tarihi ve kültürü ile kesinlikle zaman ayrılmayı hak eden bir yer.

 



İspanya’nın bulunduğu İber yarımadasında yaklaşık 800 yıl hüküm sürdükleri söylenen Mağribiler zamanında inşaa ediliyor bu saray. Tam olarak 13. yüzyılın ortalarında Gırnata emiri Muhammed Nasır döneminde bugünkü temel yapısına kavuşuyor. Daha önceleri küçük bir kale bulunuyormuş sarayın olduğu yerde. 1333’te ise Gırnata emiri Yusuf sarayı hükümdarlık sarayına çeviriyor. 1490’larda bölgede yeniden hristiyanlar hakimiyet kazanıyorlar, ama saray İspanya kralı ve kraliçesi tarafından kullanılmaya devam ediliyor bir süre. Her dönemde kullanıcılarına ve dönemin özelliklerine bağlı olarak değişik eklentiler yapılmış saraya ve bugünkü halini almış. Bir dönem bayağı terkedilmiş, harap haldeymiş ama sonra özellikle avrupalı entelektüel turistin ilgisinin artması ile restore edilmiş, bakımı yapılmış ve şu anda İspanya’nın en önemli turist merkezlerinden birisi olarak biliniyor. Aslında sarayın tam ismi “Qal’at al-Hambra” imiş, anlamı ise “Kırmızı Kale”. Bu arada 1001 Gece Masalları’ndaki sarayı bir referans göstererek anlatmak için de burası kullanılıyor genelde. 



Saraydan iki bölüm çok kıymetli; ilki kışlık saray olarak kullanılan Nasrid Palace, ikincisi de yazlık saray ve bahçelerden oluşan General Life (kimi kaynaklarda hükümdarın bahçesi, kimi kaynaklarda mimarın bahçesi olarak geçiyor bu kelime) denilen bölüm. Nasrid Palace için internetten bilet alırken randevu saati de seçiyorsunuz, yarım saatlik slotlar halinde alıyorlar saraya. Bizimki 11.30’da, o zamana kadar vaktimiz var yani. Biz de General Life denilen yazlık saray ve bahçelerden başlıyoruz. Burası Cerro del Sol tepesinin yamaçlarında tüm şehre nazır bir cennet bahçesi resmen.  Her taraftan fışkıran sular, rengarenk çiçekler, yeşilin milyon tonu. Neredeyse gerisini boş verelim, şurada  bir yerlere oturup öylece bakalım, buranın tadını çıkaralım havasındayım, ama neyse ki Cem bu konularda oldukça planlı ve disiplinli bir insan:))


Bahçelerden asıl saraya yöneliyoruz. Görevliye soruyoruz, daha bizim saatin alımına var, hemen bu komplekse daha sonra eklenmiş olan ve asıl sarayın tam karşısındaki V. Charles’ın yaptırdığı binaya yönlendiriyor bizi. Görkemli bir kapıdan giriyorsunuz içeriye. Binanın dışı gayet dikdörtgenken içeride karşılaştığınız avlu aynı bir gladyatör arenasına benziyor, gayet yuvarlak, etkileyici mimari. Ama maalesef odalar kapalı, avluyu ve ona bakan alanı gezebiliyorsunuz yalnızca. Aslında bu binada müzeler de var ama sanıyoruz covid nedeni ile kapalılar, onlar açık olduğunda birazcık iç kısmını da görme imkanı doğuyordur muhtemel. 



Neyse asıl saray için de vakit geliyor zaten. Birden zamanda ve kültürde yolculuk etmek gibi birşey az önce gezdiğimizden çıkıp buna girmek. Burası galiba İslam mimarisinin en ince örneklerinden birisi, her duvar, her kapı, neredeyse her yüzey ince ince işlenmiş, oyulmuş, boyanmış…birbiriyle bağlantılı onlarca oda var, birinden ötekine geçerek geziyorsunuz, arada avlular ve süs havuzları…yine etraftaki bahçeler, nilüfer havuzları…o kadar detay var ki, gezerken yoruluyorsunuz, ama böyle yorgunluğa can kurban.

 



Sarayı da gezdikten sonra Alcazaba denilen savunmanın merkezi ve askerlerin mekanı olan kaleye geliyor sıra. İşte ruhu da kendisi gibi tam bir mühendis olan Cem’in en sevdiği yerlere geldik:)) Şansımıza sabahtan bu yana yürüyoruz hem de pür dikkat, hava da epey ısındı da Cem çabuk vazgeçti savunmanın teknik detaylarını incelemekten:)) Bana sorarsanız benim kale hakkındaki yorumum;  şehrin manzarası buradan da çok şahaneymiş olacaktır:)) Kaleyi de şöyle bir dolaştıktan sonra şehrin içinde parktı, trafikti uğraşmamak için arabayı otoparkta bırakıp yürüyerek Granada’ya iniyoruz. 10-15 dakikalık bir yürüyüş, yol da güzel. 

Granada

İlk önce şehrin merkezine doğru bir yürüş yapıp, karnımız doyurmak için bir tapasçıda ufak bir mola veriyoruz. Şu ana kadar yol boyunca gördüğümüz dükkanların bir çoğunda ve restoranlarda doğunun etkisini hissetmemek mümkün değil. Bazı yerlerde Fas’a mı geldik acaba diye düşünürken hemen sonrasında bir kilise bitiveriyor burnunuzun dibinde. Görkemli katedralin yan sokaklarına dalıyoruz bir ara ve sankİ minyatür bir Kapalı Çarşı burası, ardından birazcık yürüyünce avrupai bir meydan ve kafelerle karşılaşıyoruz. Tam anlamıyla eklektik bir şehir burası, biraz ondan, biraz bundan derken  ortaya fantastik bir sonuç çıkmış. Bir de seyahatimizin başından beri uğradığımız şehirlerde, kasabalarda hiç rastlamadığımız bir şey karşımıza çıkıyor o sokakların birinde; mis kokulu envai çeşit baharat, çay, vb. satan bir aktar.  Sonra yürüyerek şehir merkezinden Albaicin semtine geçiyoruz. Burası aslında eski şehrin merkezi galiba, El Hamra’nın eteklerinde kurulmuş, bir vadi ve vadiden akan bir nehir ile ayrılıyor saray bölgesinden. Daracık sokaklar, Mağribi stili evler, evlerin arasında çeşmeler, kiliseler, oldukça etkileyici bir bölge. 


Çok yorucu bir gün oluyor ama hiç pişman değiliz bu çabadan. Aslında bu bölgenin hakkı en az iki gün diye düşünüyoruz, bir gün sarayı ve çevresini gezmek için, ikinci günde şehir için.  Biz biraz enerjimizi zorlayarak bir günde tamamlamış olduk turu. Buralara kadar gelmişken çingene bölgesi olan Sacromonte yamaçlarındaki  mağaralarda bir flamenco gösterisi de izlemek icap ederdi ama covid riski nedeni ile kapalı mekanlarda o kadar süre geçirmek istemiyoruz maalesef.


Not: Saray ve çevresini gezerken covid açısından çok tedirgin edici bir durum yoktu, zaten insan sayısını azaltmak için bilet satış kapasitesi düşürülmüş okuduğumuz kadarıyla, maske zorunlu, ayrıca gezdiğiniz yerlerin çoğu açık havada, bahçe, avlu. Biz yine de iç mekanlarda kalabalık noktalara yanaşmamaya özen gösterdik.




Add new comment