Agaete, Gran Canaria

Map: 
Navionics Yükleniyor

Sabah 8.00 gibi ayaklanıp Agaete için demir alıyoruz. Uzak değil, yaklaşık 4 mil güneyde. Rüzgar fazla yok, ama biraz dalga var. Sallana sallana gidiyoruz motorda, neyse ki mesafe kısa. Yolda iki tane küçük balıkçı kayığı ile selamlaşıyoruz. Dalgaların arasında kayboluyorlar adeta, ama belli o kadar alışkınlar ki bu koşullara,  gayet rahat görünüyorlar o ceviz kabuğu kadar kayıkların içinde!


Agaete bizi tepenin üzerinden yükselen sabah güneşi ile karşılıyor. Mendireği döner dönmez hiç ummadığımız kadar sakin ve sevimli bir koyla karşılaşıyoruz. Koyun batısında ufak bir feribot iskelesi, iskelenin arkasında küçük bir liman, doğusunda kayalıklar ve minik bir kumsal, hemen kuzeyinde de kasaba uzanıyor. Koyda bizim dışımızda tekne yok, biraz daha ilerleyip atıyoruz demiri. Zemin kumluk görünüyor. Keyfimiz epey yerine geliyor buraya gelince. Sardina’da iki gündür rüzgardan yorulmuştuk, bilseydik buranın durumunu herhalde direkt buraya gelirdik. Kasabanın önündeki duvar ve merdivenlerde insanlar balık tutuyorlar, denize giriyorlar. Çok zaman oldu şöyle bir deniz keyfi yapmayalı, hemen kendimizi suya atıyoruz. Çok iyi geliyor hakikaten. Gün boyunca 3-4 defa Tenerife’den gelen arabalı feribot yanaşıyor iskeleye, ama rahatsız edici bir durum oluşturmuyor. 


İlk gün akşamüzeri botumuzu indirip limana gidiyoruz. Limanda ağırlıklı balıkçı kayıkları ve küçük botlar var. Yelkenli tekne iki bilemediniz üç tane. Kimseyi rahatsız etmeyecek bir yere botu bağlayıp karaya çıkıyoruz. Limanın hemen doğusunda küçük bir kumsal, onun arkasında da restoranlar, kafeler var. Biz de internetten bir restoran kestirdik gözümüze ama bugün kapalı şansımıza, yarın geliriz tekrar yemek için diyoruz. Hazır çıkmışken bir keşif gezisi yapıyoruz tabii. Sevimli bir yer, beyaz az katlı evler, çivit rengi kapı-pencereler, okyanus boyunca uzanan güzel bir yürüyüş yolu…ufak tefek ihtiyaçlar için orta büyüklükte bir market, eczane. Ana hatlarıyla şöyle bir dolaştıktan sonra limana dönüyoruz.

Bota bindiğimizde liman görevlisi geliyor yanımıza. Buraya bağlayamazsınız diyor ispanyolca. İngilizce yok. Neyse çat pat, el kol yardımıyla, yarın restorana gelmek istediğimizi anlatıyoruz, telsizi işaret edip arayın öncesinde diyor! Ertesi gün akşam bu sefer yemek için hazırlanıp atlıyoruz bota. El telsizi de yanımızda, arıyoruz limanı ama cevap yok! Neyse girdiğimizde bir görevli görüyoruz uzakta, el kol sallayarak gösteriyoruz kendimizi, olduğumuz yere yanaşıp buraya bağlanamazsınız, isterseniz kumsaldan çıkın diyor az bir İngilizce ile. Ama restorana geldik, neyse bedeli ödeyelim…yok hayır, ne desek ikna edemiyoruz:( Kumsala bir göz atıyoruz, tam kumluk değil, yaklaşırken sığlaşıyor ve kayalar var zeminde, botla çıkmak zor. Duvarı ve merdivenleri düşünüyoruz ama hala denize girenler, takılanlar var orada da. Sonuç olarak; hayaller deniz mahsulleri çorbası, deniz mahsullü paella, gerçekler makarna ve sosis:)) Olsun, o kadar keyfimiz yerinde ki çok da takılmıyoruz açıkçası bu duruma. Tenerif’de çıkartırız acısını:)

Bu şekilde Agaete’de üç gece geçiriyoruz. Kanarya Adalarına geldiğimizden beri şöyle bildiğimiz anlamda bir alarga keyfini ilk defa burada yaşadık. Denize girdik, dinlendik, havuzlukta uzun uzun keyif yaptık...artık biraz hareket edelim diyoruz. Yarın rüzgar ve dalga tahminleri de gayet ideal görünüyor, artık Tenerife için yola düşme zamanı. 






Add new comment