Navplion

Map: 
Navionics Yükleniyor

Sabah kahve ve deniz keyfinin arkasından demir alalım dedik. Hedefimiz Navplion. Mora yarımadasının önemli tarihi noktalarından biri. Biraz vakit geçirmek istiyoruz.

Demiri alalım dedik, ama demir bizimle aynı düşünmüyormuş! Takıldığı büyük bir naylonun da etkisiyle tam yukarı alırken zincir son baklasından koptu ve çapamız denize düştü.

8 mm'lik zincir nasıl kopar diye düşünüyorsunuzdur. Anlatayım; Bizim çapa Ultra marka. Acayip performanslı birşey. Ağırlık dengesini sağlamak için üretici paslanmaz çelikten yapıyor. Ancak bizim zincir galvaniz kaplama (Niye öyle olduğunu merak edenler, paslanmaz zincir fiyatlarına bakabilir). Deniz içinde paslanmaz ve galvaniz çeliğin teması korozyona neden oluyor. Galvanizli olan taraf çürüyor. Benim durumundaki Ultra sahipleri bu sorunu düzenli aralıklarla zincirin sonundan 2-3 bakla keserek aşıyor. Ben de en son geçen sene Ağustos'ta kesmiştim. Uzun süredir de aklımdaydı. Ama akşamları çoğunlukla demirde durduğumuz için fırsat olmadı. Aslında Atina'da tonozdayken halletmeliydim, ama orada başka işlere daldık.

Çapa düşer düşmez elektronik haritanın MOB tuşuna bastım. Arkadaki iskeleden de bir kerteriz aldım. Derinlik 8 metre, su berrak, dip gözüküyor. Henüz rüzgar çıkmamış. Herşey lehimize. Acil durum dalış tüpümü çıkarıp kuşanıyorum. Palet.. Maske.. Rengin bu arada haritadaki MOB noktası çevresinde dolaşıyor. Hazır olunca iyice yaklaşıp beni atıyor. Bir iki  tur atıp, karadan aldığım kerterizin de yardımıyla buluyorum. Yine şanslıyız. O naylona acayip sarılmış, sadece sapı dışarıda. Ama görmeme yetiyor. Rengin Nymphe'yi yanıma getirip bir ip atıyor. Dalıp kurtarma sapına bağlayıp çıkıyorum.Tekneye çıkıp kıçtan, değerli çapamızı çekiyoruz ve güverteye alıyoruz. 

Ve tekrar rotayı Navplion'a çeviriyoruz. Epey rahatladık. Önce bir kahvaltı ediyoruz. Sonra çapayı öne taşıyıp, zincirden dört bakla kesiyoruz. En sonunda da fırdöndüsüne bağlayıp denize sarkıtarak yerine yerleştiriyoruz

Bu arada motorla gittiğimiz için bir yandan su yapıcı çalışıyor. O zaten 12 volt. Bir yandan da çamaşır makinemiz. Bu 220 volt ve yeni invertörümüzden besleniyor. Yıkama süreci boyunca normalde invertör 3-5 Amper çekiyor. Ama ısıtıcı açtığı anda 120-130 Amperlere çıkıyor. Bunun yaklaşık 80'i alternatörden, 30'u güneş panellerinden geliyor. Gerisi aküden. Hiç fena değil. Zaten ısıtıcı en fazla 10-15 dakika çalışıyor. Hatta ikinci partiyi hassas programında yıkadık, hiç yük olmadı.

18 millik yolun sonuna doğru arkadan güzel bir rüzgar geliyor, ama ikimiz de yelken açmaya üşeniyoruz

Navplion limanına yaklaşmak gerçekten etkileyici. Ana karadaki tepede epey yüksekte bir kale, yarımadanın ucunda bir kale daha, limana girerken karşı kayalıkların üzerinde bir kalecik daha. Liman sıkı korunuyormuş.

Liman bu bölgede gördüklerimizin en genişi. Feribotlara ayrılmış bölümden sonra yatların bağladığı uzun bir kordon var. Yedi metre derinliğe çapa atıp uzunca bir zincir döşüyoruz. İki gece burada kalmayı düşünüyoruz.

Navplion limanı şehrin hemen önünde, ama adalardaki gibi  tavernalarla burun buruna değilsiniz burada.  Bizim bağlandığımız bölgede önümüzdeki alanın arkasında liman bölgesini ayıran demir bir korkuluk onun arkasında da otopark var. Bağlandıktan bir süre sonra kısa bir şehir turu yapmak için güney batı yönünde kalenin yükseldiği burna doğru yürümeye çıktık. İlk etapta çok da enteresan olmayan geniş bir kordon boyu, sonrasında da kaleye doğru tırmanan açık denize nazır ağaçlıklı bir yol... Buraya kadar normal bir kasaba, kale yukarıda çarpıcı görünüyor ama onun dışında çok da kayda değer birşey yok gibi. İkimizin kafasından da yarın yakınlardaki antik şehri gezer, gözümüz yerse kaleye çıkar sonra da kaçarız düşüncesi. Dönüş yolunu kasabanın içinden yapalım, orayı da görmüş oluruz dedik. İyi ki de demişiz. İlk görüntüsü deniz kenarında çok da sevimli olmayan limanı ile sıradan bir kasaba imajı veren Navplio’nun incisi meğer içinde gizliymiş. Eski evleri, her ton ve renk de begonvilleri, sevimli restoran ve kafeleri, güzel sokaları ile  çok şaşırttı bizi bu kasabanın içi. Kafanızı uzattığınız her sokakta bir renk, bir hareket var.

Küçük turumuz sonrasında akşam yemeğini de dışarda yemeye karar verdik. Kafamızda o sevimli sokaklardaki restoranlardan birisine oturup biraz keyif yapmak var. Seçenek çok göründüğü için Trip Advisor’a başvurduk. Elemelerin sonucunda bir restorana karar verdik. Ancak bu restoran düşündüğümüz gibi eski şehirde değil, tam tersi istikamette. Restorana yürürken kasabanın turistik olmayan asıl yaşam alanının eski şehrin tam tersi istikamette yani kuzeyde olduğunu farkettik. Parkı, dükkanları, insanları ile burası nerdeyse tamamen yerel. Restoranı bulduk, yol üzerinde çok da büyük olmayan bir mekan. Dışarısı neredeyse dolu, zaten daha serin diye içeriyi tercih ettik. Tahta sandalyeli, abartısız , hoş bir mekan. Ama asıl güzellik yemekler gelince başladı. Yolu buralara düşen olursa  kefiliz, Pidalio Mezedopolio. Ali Nazik stili patlıcan ezme üzerine soslu ahtapot ızgara sanıyoruz buranın spesiyali, şiddetle öneririz. Garsona bizim için şefe teşekkür etmesini rica edip biraz muhabbetlendiğimizde Türk müsünüz diye sordu. Şaşırdık açıkçası. Nerden anladın diye sorduğumuzda buraya gelen yabancı turistlerden bir tek Türkler uzo içer dedi:)

Not: Navplion için ikinci mekan önerimiz ise Karima Kastro. Eski şehre biraz daha yakınca bir yer. Taş bina içinde ufak bir mekan, yemekleri leziz. 

Alt Sayfalar

Navplion, Mycenae