Cefalu

Map: 
Navionics Yükleniyor

Sabah 5'de çok da zorlanmadan uyanıyoruz. Zaten herşeyi akşamdan hazır etmiştik. Demiri alıp yola çıkıyoruz. Hedef Cefalu yaklaşık 55 mil mesafede. Hiç rüzgar beklentisi yok. Motora kuvvet.

Çıkar çıkmaz günlerdir yaptığımız alt temizliğinin sonucunu görmek için motoru 2200 devre basıyoruz ve kısa sürede 7 knotu görüyoruz. Bu herhangi bir kara bakımı sonrası hızımız. Keyfimiz yerine geliyor.

Dümdüz denizde yol alıyoruz. Su yapıcı ve çamaşır makinesi çalışıyor.


Bir ara teknede garip bir sallantı hissediyoruz. Önce çamaşır makinesi sıkma aşamasında sanıp önemsemiyoruz. Hızımız normal, motorda aşırı bir titreşim yok. Ama hissedilir de bir sallantı var. Dalıp bakayım diyorum. İnanılmaz! Salmadaki kütleyle bu teknenin hareket etmemesi lazım, bırakın normal hızında seyri. İlk gördüğüm salmanın iki yanında kocaman iki tane palmiye dalı! Peki niye orada duruyorlar diye yanlarına gidince, bir iple birbirlerine bağlı olduklarını, üstelik bir orta boy bidon ve onlarca boş pet şişenin de düzenek içinde olduğunu görüyorum. Neyse ki salmaya takılmış ve pervaneye ulaşamamış. Bıçakla keserek balıkçı düzeneğine benzeyen bu acayip gruptan kurtuluyoruz ama palmiye yapraklarının sırrını anlamış değiliz.





Seyir başka vukuatsız devam ediyor ve Cefalu limanın önünde, mendireğin korumasında demirimizi atıyoruz. Biraz dinlenip denizde serinledikten sonra botu indirip karaya çıkıyoruz. Önce marina ile üç gecelik pazarlık yapıyoruz. Yarın sabah gireceğiz. Sonra ufak bir keşif yürüyüşü. Ama esas kasaba yarımadanın batı tarafında. Aslında 20 dakikalık bir yürüyüş, ama bu sıcakta gözümüz kesmiyor. Bu tarafta sadece liman ve butik oteller var. Akşam için bir restoranı gözümüze kestirip tekneye dönüyoruz. 

Ertesi sabah kalkıp bir deniz ve kahve keyfi yaptıktan sonra marinaya girip bağlanıyoruz. Çok büyük bir marina değil, ama kiralık tekne işleri de yaptıkları için iyi bir ekip var. Tenteleri açıp ortalığı az toparladıktan sonra hemen marinanın servisi ile kasabaya iniyoruz. Servis dediğimiz elektrikli golf arabası. Dediğimiz gibi, kasaba aslında çok yakın, ama bu sıcakta o kısa rampa bile insanın gözünde büyüyor.

Cefalu kasabası ise şirin mi şirin. Devasa bir kayanın dibine kurulmuş. Eski ve dar sokaklarda saatlerce dolaşabilirsiniz. Eski binaları korumayı veya düzgün restore etmeyi çok iyi beceriyorlar. Kasabanın öbür tarafında uzun bir plaj var ve böyle bir dönemde bile kalabalık. Normal bir senede hayal edemiyoruz buraları.


İlk işimiz araç kiralama. İlk uğradığımız dükkan kapı-duvar. Şaşırtıcı olan girişinde 13'e kadar açık olduğu yazıyor. İçerdeki görevli el kol hareketleriye kapattığını anlatıyor. Kapıyı açmaya zahmet bile etmiyor. İkinci dükkan daha kurumsal. Ama pazarları kapalı. Biz de ertesi gün yapacağımız Palermo gezisini trenle yapmaya karar verip Pazartesi için bir araç ayırtıyoruz. Zaten Pazar arabayla dolaşmakla ilgili tereddütümüz vardı. Ekim'de Syracussa tarafındaki plaj trafiğini götdükten sonra! İsabet oldu aslinda bir bakıma.

 


Sonra Katedralin önündeki büyük meydanda bir gölge köşeye oturup soğuk biralarımızı yudumluyoruz. Ana baba günü denmez, ama oldukça hareketli bir meydan. Biz de Muppet Show'daki Waldorf and Statler modundayız. Hani balkondaki iki yaşlı vardı ya...

Hadi bir de Katedrali gezelim dediğimizde, süpriz!  3'e kadar kapalı. Biz de biraz daha dolaşıp daha önceden gözümüze kestirdiğimiz bir pizza / hamburgerciye oturuyoruz. Turistik yerde restoran açacaklara not: kapıda resimli menü akılllıca! Gelen hamburgerlerden biriyle ikimiz de doyardık, ama zorla bitiriyoruz. Akşama yemek yok artık.

Meydana döndüğümüzde katedral açılmış. Aslında ana salon ücretsiz, ama biz kulelere çıkıp manzarayı görmek için bilet alıyoruz. Rengin'i şort, t-shirt almıyorlar içeri, bilet aldığımız yerden bir de kullan at peştemal almak durumunda kalıyoruz. Etkileyici bir bina. Epey heybetli mozaikleri var. Oldukça yüksek bir tavanı. Kulelerden yukarı çıktıkça heybeti daha da belli oluyor. Yukardan hem şehrin manzarası, hem de içeriye açılan pencerelerden ana salonun görünüşü etkileyici.



Aşağıya indiğimizde biraz soluklanalım diye oturuyoruz ve ufak bir süpriz farkediyoruz. Bir nikah hazırlığı bar. Şıkıdım şıkıdım giyinmiş onca insan. Bu sıcakta! Yavaş yavaş ön sıralara yerleşiyorlar. Biz yine Waldorf ve Statler. Şu kesin gelinin kardeşi, bunlar kuzenler, oradakiler işyerinden filan... Biraz sonra gelin ve babası yanımızdan öne doğru yürüyor. Bize bu kadar yeter deyip çıkıyoruz ve yürüyerek tekneye dönüyoruz.

Teknede ufak tefek bir iki iş hallediyoruz. Önce ertelediğim saildrive yağını değiştiriyorum. Karaya almasak da her yıl değiştirilmesi öneriliyor. Arkasında sıcak su boylerini söküp borularındaki ufak su kaçağını gideriyorum. Umarım bu sefer kalıcı olur.

İki gün daha buradayız. Planımız yarın tren ile Palermo'ya gidip gezmek, Pazartesi de araba kiralayıp biraz adanın içlerini turlamak.


Add new comment