Sao Miguel Adası

Marinanın çok soluganlı ve rahatsız olduğunu duymuştuk. Biraz da o yüzden Santa Maria'daki kalışı uzatmış, buraya da ancak adayı gezecek kadar vakit ayırmıştık. Ama kaldığımız bir hafta boyunca öyle fazladan bir rahatsızık duymadık. Belki Madeiras ve Santa Maria'daki marinalar da oldukça hareketli olduğu için alıştık, belki iyi bir haftaya denk geldik, belki de hem limanın iyi tarafındayız hem de yanımızdaki büyük gezi teknesi biz koruyor. Muhtemelen hepsinin payı var. (Bu yazıya başlayana kadar durum böyleydi, ama son iki gün marina söyledikleri gibi epey bir rahatsız hale geldi. Biz yine de az maruz kaldık, uzun süre çekilecek şey değil marinanın bu hali. Hem sallanıyorsunuz, hem de garç gurç etrafta acayip bir gürültü!)

Pazar günü dinlendikten sonra Pazartesi önceden kiraladığımız araba ile adayı gezmeye başlıyoruz. İlk gün hedefimiz adanın batısı, ertesi gün de orta kısım ve doğuya doğru uzanmayı planlıyoruz. Kasabadan çıkar çıkmaz iki tarafı da ortancalarla kaplı bir yola giriyoruz. Öyle dekorasyon olsun diye yaptıkları birkaç yüz metrelik bir yoldan bahsetmiyoruz. İlerledikçe görüyoruz ki adanın nerdeyse tüm yolları, onlarca kilometre, iki tarafı da rengarenk ortancalarla kaplı. Yükseldikçe soluğumuz kesiliyor. Etrafımız yeşilin binbir tonuyla sarılıyor adeta. En tepelerdeki manzara noktaları bulut altında kalmış, göz gözü görmüyor ama üzülmüyoruz çünkü alt taraftakiler de gayet etkileyici görüntüler sunuyor zaten. Adada beş altı tane krater gölü var, en meşhurlardan birisi Sete Cidades üzerinden geçen köprüde ufak bir mola veriyoruz. 8 şeklinde bir göl ve ortasındaki dar boğazdan epey eski gözüken bir köprü geçiyor. Puslar içindeki tepeler muazzam gözküyor.

Sonra yola devam. Bir sonraki durak okyanus kıyısında bir kaplıca alanı. Adanın gölleri kadar, sıcak su kaynakları ve kaplıcaları da meşhur. Bu covid ortamında ne kadar aktifler bimiyoruz, ama özellikle açık havadaki sıcak su havuzlarına falan ilgi var anladığımız kadarıyla. Biz daha çok manzarayla ilgileniyoruz kaplıca bölgesindeki. Neredeyse akşama kadar dolanıyoruz tüm batı bölgesini. Nasıl anlatmalı, yollar bile doğanın bir parçası gibi, arabadan hiç inmeden dolaşsanız bile terapi gibi bir yolculuk adeta. Şaşırıyoruz çünkü hiç bu kadar kuvvetli bir doğa beklemiyorduk açıkçası.

Meşhur kayalıkların karşısında bir kahve molası veriyoruz. Meşhur diyoruz ama... Her adanın, bölgenin bir veya iki sembol resmi olur. Posterlerde, broşürlerde filan kullanılan. Bu adanın her köşesi posterlik! Döndüğümüz her virajdan sonra ikimizden de bir "wow" sesi yükseliyor illa. Deniz kenarında sarp kayalıklar, tepelerde çılgın ormanlar...

Ertesi gün daha bir hevesle düşüyoruz yola. Adanın bu tarafının da dün gezdiğimiz yerlerden geri kalır bir yanı yok. Bu sefer mola noktamız Furnas Gölü. O kadar huzurlu ki birimiz "Boşverelim adanın geri kalanını, tüm günü burada geçirelim!" dese hiç tereddütsüz diğeri kabul edecek ama kimse böyle bir öneride bulunmuyor!  Buraya kadar gördüklerimiz daha neler var acaba merakından alıkoyamıyor bizi:)

Bizim kurmamaya kararlı olduğumuz bir cümle var, "Bir daha gelirsek burada daha çok vakit geçirelim...", bu sefer maalesef kuruyoruz bu cümleyi ve yola devam. Yine yorgun ama mutlu bir şekilde dönüyoruz akşamüzeri teknemize. Ama bu adaya ilerleyen yaşlarda, imkan olursa, mutlaka tekrar gelinecek. 

Bir sonraki adaya geçiş için uygun hava beklerken teknede vakit geçiriyoruz. Zaten gündem Cem için müsait, Avrupa kupası finalleri, Tour de France, Wimbelon..:) Ben biraz kasabayı dolanıyorum. Çok egzantrik değil, ama sevimli bir yer burası. Adada bazı bölgelerde gözümüze çarpan şeylerden birisi de sonsuzluğa uzanıyor gibi görünen mısır tarlalarıydı. Marinaya yakın bir pazar var, sebze-meyve alışverişini oradan yapıyoruz. Özellikle mısırlar hakikaten çok lezzetli. Seyirler için de keyifli, besleyici ve kolay bir besin. Terceria yolu için de haşlayıp atıyoruz birkaç tane buzdolabına. 

Şimdi hedefimiz Terceira adası. Aslında Cuma'dan beri hazırız, ama yine ideal bir hava bekliyoruz. 90 mil yol var. Pazartesi güzel bir pencere gözüküyor. Tahminler tutarsa yolun çoğunu apaz / geniş apaz gideceğiz. Yeme de yanında yat. Limana gündüz gözüyle girebilmek için öğleden sonra çıkacağız. Amacımız limanın hemen karşısında birkaç gün alargada kalmak. Cidden özledik. (Pazartesi de çıkmıyoruz. Aslında geçiş için hava çok uygun, ama vardığımız alarga alanına da doğrudan giren bir hava. En az üç gün fena sallanırız. Çıkışımızı Salı'ya bırakıyoruz. Hava biraz azalacak, ama en azından vardığımız yerde daha rahat edeceğiz.)

Harita
Harita kontrollerini kullanmak
için tıklayınız.
X
Navionics Yükleniyor
    
Add new comment
The content of this field is kept private and will not be shown publicly.

Plain text

  • No HTML tags allowed.
  • Web page addresses and email addresses turn into links automatically.
  • Lines and paragraphs break automatically.
CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Türkiye'nin en bütük şehri