Kanaryalar'a Varış

Map: 
Navionics Yükleniyor

Rüzgar yok, motorda sakin devam ediyoruz. Nöbetler de sıkıntısız geçiyor. Artık iyice yaklaştık Lanzarote Adasına, hiç bitmeyen son millerdeyiz. Bu bir türlü bitmemezlik hali mesafe ile göreceli bir kavram sanıyorum, eğer 40-50 mil yolunuz varsa son 2-3 mil hiç geçmez ya, burada da son 30-35 mil hiç bitmeyecek galiba:) Sabah nöbeti bende, 6.00 gibi devir aldım Cem’den. O şimdi biraz dinleniyor içeride.

Batıya kaydıkça hava bayağı geç aydınlanıyor, Avrupa saati ile 7:50 gibi ancak görünür olmaya başlıyor etraf. Zaten güneş de 8:30 sonrası doğuyor. Tabii buranın saati ile bir saat az söylemek lazım. Yolun başından bu yana bu saat konusu kafamızı karıştırıyor. Sicilya’ya Portekiz'den Hollanda aktarmalı olarak geçmiştik, taa oradan başladı olay, orası iki saat mi ileriydi, yok burası bir saat geriydi diyerekten… Sonra batıya ilerledikçe saatler değişmese de gün doğuşu-batışı değişti, o da etkiliyor insanı, şimdi yine saatler:) Bu biraz sürekli hareket halinde olmaktan kaynaklanıyor galiba, neyse Kanaryalar’da biraz daha stabil hale gelince bu karışıklık ortadan kalkacak diye umuyoruz.

Ada biraz ağaçsız bir ada. volkanik kayalıklardan oluşuyor genel olarak. Zaten yaklaşırken ilk görüntüler de bunu destekliyor. Cem yola çıkarken adanın doğusundaki Arrecif şehrindeki marina ile yazışıp yer ayırtmıştı zaten. Niyetimiz marinaya bağlanıp en az 1-2 hafta sabit kalmak. Adayı da muhtemelen araba kiralayıp oradan gezeriz. Ama yine de şimdilik uzun rezervasyon yaptırmadık, eğer hoşumuza gitmeyen bir durum olursa adanın güneyinde de sevimli marinalar var, onlara gitme opsiyonumuz elimizde olsun istiyoruz. Bir girip durumu görelim de…

Saat 11.00 civarı limandan giriş yapıyoruz. Marinaya giden yol şamandıralarla işaretli zaten. Onu takip ederken marinayı arıyoruz telsizden, bağlanacağımız yeri söylüyorlar. Finger diye tabir edilen yanaşma alanlarından oluşuyor marina, gel-git nedeniyle buralarda marina sistemi genelde böyle bildiğimiz kadarıyla. İskele, su çekilip yükseldikçe onunla beraber hareket edecek düzeneklerle sabit çakılı kazıklara bağlanıyor. Bunu videolarda çok gördük ama biz ilk defa fingera bağlanacağız. Yerimizi bulup baştan kara yanaşıyoruz, hemen komşu tekne yardıma geliyor ipler için ve zorlanmadan bağlanıyoruz. İlk defa için gayet başarılı. Sonra inip etraftaki teknelerin bağlanma şekilerine bir göz atıp iplerle bir iki ilave düzenleme yaparak iyice sağlama alıyoruz işi.

Türkiye'de tonozsuz, finger kullanan marinaya hiç girmemiştim. Zaten kaç tane marinaya girdik ki? Ponton aralıkları dikkat çekici şekilde dar, manevra yapacak yeriniz çok sınırlı. Ama ortalıkta tonoz halatlarının olmayışı da büyük rahatlık. Her iki tarafa da endişe olmadan yanaşabiliyorsunuz. Bu seferlik, tonoz almaya göre çok daha kolay geldi. Tabi bir de yan rüzgar da filan denedikten sonra konuşalım...

Normalde nispeten uzunca seyirlerin sonunda bir bira ile kutlama yaparız ama hem saat itibariyle, hem de biraz yorgunluktan bira işini sonraya bırakıyoruz. Bu dünyanın en tatlı yorgunluklarından birisi olsa gerek. Bizim için ilk okyanus tecrübesi ve şimdiye kadar ki kesintisiz en uzun seyrimiz olması itibariyle önemli olan bir etabı keyifle, sıkıntısız bitirmiş olduk. Toplam 650 millik bir mesafeyi tek atımda neredeyse %50 güzel ve verimli bir yelken, %50 motor seyri ile katetmiş olduk. Rüzgar ya vardı ya yoktu, yani var biraz sanki birazdan artar beklentisi ile hiç süründürmedi bizi.

Cem marina ofise giderken, ben de tekneyi toparlıyorum biraz. Özellikle son gün çok rahat bir seyir olduğu için ve işlerin çoğunu yolda halletme imkanı bulduğumuzdan toplanacak pek birşey de yok ortada aslında. Cem dönünce şehre küçük bir ilk keşif turu yapalım diye karar veriyoruz. Arrecif büyükçe bir şehir, biz ilk etapta biraz sahil şeridi ve ona paralel caddelerde bir tur atıp etrafta ne var ne yok yokluyoruz. Biraz sezon, biraz covid, biraz da dolandığımız saat itibariyle etraf sakin. Turistik bir yerden çok yerel yaşanan bir yere benziyor burası. Çok fantastik değil ama bir sevimliliği de yok değil. Bazı sokaklar Güney Amerika’da geçen bir film setindeyiz hissiyatı veriyor.

İlk gün için yeter, zaten keşfedecek zamanımız olacak diye düşünüp, ertelediğimiz kutlama için sevimli bir cafeye oturuyoruz. Uzun zamandır bu kadar tatlı gelmemişti içtiğimiz biranın lezzeti:) Son iki aydır sürekli hareket halinde olunca bir marinaya bağlandığımızda bizim kafalarda hep bir yapılacaklar listesi ve işleri yetiştirme telaşı oluyordu; hazır su bolken tekneyi yıkayalım, elektrik de rahat çamaşırları halledelim, alışverişi bitirelim, eksik bir şey varsa karadan onu tamamlayalım, yola çıkmadan bir iki kap yemek yapalım, etrafta gezilecek, görülmeye değer yerleri gezelim... itiraf ediyorum bazen marinaya bağlanmak daha fazla yorulmak anlamına geliyordu bizim için:)) Biralarımız yudumlarken birden kendimi bu akşam ve yarın için kafamdaki iş planlamasını anlatırken buluyorum Cem’e… Sonra o gülmeye başlayınca idrak ediyorum; "Bir sakin ol Rengin, bir süre buralardayız…:)"

Gerçekten uzun süre alargada kaldıktan sonra bir iki günlüğüne marinaya girince epey yorucu oluyor. Ama bu sefer kalmaya geldik. Tam iki aydır yol yapıyoruz. Günlerimiz ya seyirde geçti, ya da olduğumuz yerleri gezerek. Evet, arada boş geçirdiğimiz günler çok. Ama onlarda da ya bir iki iş hallediyoruz, ya da en azından psikolojik olarak ertesi günkü seyre hazırlanıyoruz. Burada biraz durup marinacılık oynayacağız.

Bu arada marinada yan komşumuz tatlı bir Alman. Buralarda epey vakit geçirmiş, biliyor etrafı. Onunla konuştuğumuzda Arrecif’in daha çok sanayi şehri gibi olduğunu ama özellikle tekne ile ilgili teknik-tamirat işleri için şehirde oldukça imkan bulunduğunu anlatıyor. Daha güneydeki marinaların daha turistik ve sevimli bir ambiyansa sahip olduklarından ama covid nedeniyle oralarda da eski canlılığın bulunmadığından bahsediyor. Adamın ağzından tekne-tamirat-teknik malzemeler lafı çıkar çıkmaz Cem’in suratındaki ifadeyi görüyorum ve anlıyorum bir süre bu marinadayız:)) (sanki dün iş listesi çıkartan kendisi değildi!)


Comments

Bu çift renkli ve karşılıklı konuşma tadında blog yazısı harika! Viya böyle! :)
Add new comment