Map

Navionics Yükleniyor

Cem'in gözüne son bir kaç müdahale ve kontroller sonrası dönüşümüzün önünde bir engel kalmadı. Görüşün tam netleşmesi biraz zaman alacak ama doktorumuz Cengiz Bey ameliyattan ve sonuçlarından memnun görünüyor. 

Çiğdem ve Güçlü ile birlikte bu sefer yolculuk. Bayram tatillerini bizimle geçirecekler:) Onlar araba ile gitmeyi tercih ettiler, biz de bu durumda uçakta zorlanacağımız ne varsa aldık yanımıza, doldurduk bagajı.

Sabah 6:30 civarı uyandık. Kuzeyli rüzgarı arkamıza alarak Preveza'ya doğru yol almak niyetimiz. Rüzgar öğleden sonra epey sertleyecek, Cem'e kalsa biraz daha geç çıkalım ve koşarak gidelim, ama ben o rüzgara kalırsak dayak yeme olasığı nedeni ile geç olsun güç olmasıncılardanım:) Limandan çözülüp gündoğumu eşliğinde yola düştük. Rüzgar gelecek biliyoruz, ana yelkeni açtık ama yeterli değil, motorda devam. Cem söyleniyor biraz, ben sana erken demiştim diye:) Bir iki kere hissettirince motoru kapatıp bekledik ama yetmedi. Neyse ki saat 9.00 civarı esmeye başladı biraz, kapattık motoru biz de. Sonrası güçlenerek devam etti zaten. Cenova'yı açmadan 7-7,5 knotları gördük bir ara. Dalgalar da büyüdü ama arkadan aldığımız için çok rahatsız etmiyor.

Sakin bir geceden sonra erkenden uyandık. Kahveleri içtikten sonra iki gündür bizi kazık çakmış gibi tutan çapamızı alıp yola düştük. Kazık çakmış terimi abartılı değil, çapayı ancak motor ile üzerine yürüyüp ters yöne kaldırarak çıkartabiliyoruz çamurdan.

Igoumenitsa kanalından çıkıp hemen kuzeydeki lagoon gibi yere bir göz attık. Derinlik ve dip yapısı olarak iki gecedir kaldığımız koya benziyor. Ama batıdan gelecek soluganlara açık. Doğası biraz daha güzel görünse de, su yine çamurlu. Koydan çıkıp Korfu'ya yönelidik. Hızlı bir kahvaltıdan sonra yelkenlerimizi açtık.

Sabah kahve ve yüzme keyfinden sonra hava durumuna bir daha baktık. Çok değişen birşey yok. Sevimsizlik şurada; bugün öğleden itibaren başlayıp akşama doğru artan güneyli bir rüzgar bekleniyor. Kötü olan, gece yarısından sonra kuzeye dönüyor, yine şiddetli olarak. Bu bölgede her bir havaya kapalı koy az. Gaios limanı korunaklı. Ama iki gün o ufak limanda kalma fikri pek hoşumuza gitmiyor. Bir de yan yana çapa atarak limana yanaşılıyor. Normalde bile hergün üstüste atılan çapaların karıştığı bir liman. Böyle bir havada çok eğlenceli olabilir.

Keyifli bir sabaha uyandık. Kahve ve deniz keyfinden sonra yola düştük. Two Rock Bay'de bir gece daha geçirmek isterdik, ama çarşamba - perşembe garip bir hava geliyor. Güvenli bir yer bulmak için biraz yol yapmamız gerekli.

İlk hedefimiz hemen karşımızdaki AntiPaxio adası. Burada bir yüzme molası verip Paxio'ya devam edeceğiz.

Hazır yolda hava sakinken deniz suyu pompamızı çalıştırıp güverteyi bir güzel yıkadık. Günlerdir aklımızdaydı, ama koy içinde yapmak istemiyorduk. Ortalığı toparlayıp kahvaltıyı da yolda hallettik.

Sabah rutinlerinin ardından demir alıp çıktık Atherinos koyundan. Plan Lefkas-Nydri’ye bir göz atıp kendimizi anakarada bulunan Two Rock Bay koyuna atmak. Yoğun bir trafik var yine etrafta. Nydri’ye girerken hemen girişten önce  küçük bir ada dikkatimizi çekti. Çok güzel görünüyor, ama bu kalabalıkta etrafında hiç tekne yok! Bakıyoruz özel mülk ve yasaklı alan. Okuduğumuza göre adanın ismi Skorpios ve bir zamanlar ünlü armatör Onassis’e aitmiş, hatta Jacqueline Kennedy ile 1968 yılında bu adada evlenmiş. Onassis’in, kızının ve oğlunun mezarı da bu adada bulunuyormuş. 2013 yılında ailenin kalan tek mirasçısı Athina Onassis, adayı Rus bir aile olan Rybolovlev’lere satmış.

Kendimizce hakedilmiş bir uykudan sonra sekiz gibi uyanıyoruz. Kahve keyfimizi yaparken yanımızdaki tekneler birer birer çıkıyor. Anlaşılan herkesin acelesi var. Neyimiz eksik deyip biz de demir alıyoruz.

İlk hedef Fermíkoula adacığı. Meganisi yolu üzerinde. Ada bile denmez. İrice bir kayalık. Ama muhteşem bir denizi var. Burada kahvaltı ve deniz molası veriyoruz. Bir kaç yelkenli tekne var. Bir de neredeyse balık istifi yüklü bir gezi teknesi gelip bir süre müşterilerini yüzdürüyor.

Dün gece, umduğumuzdan daha hareketli geçti. Hava durumu tahminleri dışarıda çok yüksek bir hava göstermemesine rağmen batıdan esen rüzgar koyun içine garip bir şekilde dönerek giriyor, bu da rahatsızlık yaratıyor. 7-8 tekne vardı koyda. En son bir Rus tekne geldi. Bize yakın bir noktaya demir attılar. Gece saat 10.00 civarı havuzlukta Cem hala otopilot ile haşır neşir olurken, ben de kitabıma dalmışken birden Rus teknenin burnunu bizim iskele kıç omuzukta gördük! Hemen kalkıp iterek biraz uzaklaştırdık, teknedekiler biz seslenince farkettiler bu kadar yaklaştığımızı. Bu küçük adrenalin sonrasında biz biraz zincir aldık, onlar da biraz saldı ve uzaklaştık birbirimizden.

Dün hareket etmedik, Kaminia’da geceledik. Sabah 7.30 civarı uyandık. Bu saatlerden belli, sıcak bir gün olacak. Dışarıda deniz ince bir çizgi şeklinde, üzerinde hiç bir kıpırtı yok, hafif puslu. Cem (arılarla fısıldayan adam:)) dışarda kahvesini içerken, ben arıların çoşkusu nedeni ile içeriye kaçmak durumunda kaldım bu sabah. Sanıyorum işin sırrı onlar yokmuş gibi davranıp sakince yaptığın işe devam edebilmekte. Öyle böcek, haşerat korkum olmamasına rağmen  bu kadar burnumun dibine girdiklerinde ben Cem kadar sakin kalamıyorum maalesef:)

Kiona oldukça hareketli bir yermiş. Limanda kaldığınız sürece özellikle gün batımından sonra sıcağın etkisi biraz azalınca teknenin önünden gelen geçeni izlemek keyifli. Yalnız restoranlara yakın tarafta bağlandıysanız özellikle, ki zaten bu küçük limanın en ucu da restoranlara pek uzak sayılmaz geç saatlere kadar yemek kokuları içinde oturmak durumunda kalıyorsunuz. Açken insanın iştahını kabartan bu kokular, karnınızı doyurunca o kadar da tatlı gelmiyor insana. 

Pages